Lilypie Fifth Birthday tickers

Lilypie Fifth Birthday tickers

8 Ocak 2011 Cumartesi

2011 Yılbaşı

Bu seneki yılbaşımız da İstanbul'da ailecek geçti. Özgüller, annemler, Orkun ve biz güzel vakit geçirdik. Daha sonraki akşam Çağdaş da katıldı. Ege çok eğlendi. İlk günler Deniz ve Doğa'yı pek sevdirtmedi bize. Ancak sabahları Ege uyurken seviyorduk kuzucukları. İlk gittiğimiz gün annemler yoktu, ertesi gün geldiler ama Ege'ye bunu anlatmak pek kolay olmadı. "Anneannem nerde, dedem niye yok, ne zaman gelecek, gelsin çabuk, şimdi gelsin" derken sonunda telefon açmak zorunda kaldık. Ertesi gün onlar gelince Ege'nin keyfine diyecek yoktu. Sayılı gün çabuk geçti tabi...
Ege Şehnaz teyzesiyle tren oynuyor, Ege'nin bilmem kaçıncı treniyle...
Tahir Deniz, Doğa ve Ege'ye Noel Baba şapkaları ve çorapları diktirmişti ama Ege inat ederek giymedi. Onun yerine ben giymek zorunda kaldım, gerçi fena da olmadı:)



Ege'nin kızgın bakışları

Benim tatlı oğlum, bal oğlum
Tatlı oğlumun tatlı ağlaması, yerim ben onun ağzını da burnunu da herşeyini de....
Benim minik tontişlerim ve tatlı kuzucuğum.
Ve minik ailem.
Tatil bitti, döndük kürkçü dükkanına:)

20 Aralık 2010 Pazartesi

Ege'nin doğumgünü!

Ege dört yaşını doldurdu. Zaman ne kadar çabuk geçiyor. Sanki dün doğmuştu. Bundan sonrası da eminim çooook çabuk geçecek. Bu sene Ege doğumgününü evde kutlamak istediğini söyledi. Ben aslında okulda arkadaşlarıyla kutlamak isteyeceğini düşünmüştüm ama istemiyormuş. Buna rağmen okulda kendi pastalarını yaparak doğumgününü kutladılar. Ama Ege'nin aklı evdeki doğumgünündeydi. Tren Thomas'lı pasta istedi. Bu aralar yine Thomas hastası. Her yere Thomas ve iki vagonuyla gidiyoruz:) Kaybolurlarsa vay halimize. Oğluşumuzun isteğini kırmadan ona partisini hazırladık. Ama doğum gününde herkes geldikten ve mumları yaktıktan sonra Ege mutfaktaki masanın altına kaçtı. "Ben üflemeyecem, ben doğumgünü istemiyorum" diyerek gelmek istemedi. Ben de kucağıma alıp benim üfleyeceğimi söyledim. Mumları üflememle birlikte kucağımdan kaçıp odasına gitti. Dolayısıyla şöyle ailecek bir fotoğrafımız olamadı. Hiç kimse Egeyi kutlayamadı. Allahtan sonradan açıldı da keyfine varabildi:)

İşte Tren Thomaslı pastası
Ve doğumgünü çocuğu


Şımarık tosbağam benim



Gidip gelip kurabiyeleri götürdü
Ege'nin minik arkadaşı Ege, minik Bonus:)


Ege ve Melis pasta peşinde...


Ve işte benim çocuklara sürprizim, konfetiler. Her çocuk için bir kutu hazırlamıştım, hepsinin başından aşağı dökülünce bayıldılar. Hepsinin en çok hoşuna giden kısım buydu.











Ve Ege'nin arkadaşı tatlı Pırıl. İlk tanıştıkları zamanlarda Ege ona "Fırıl" diyordu:)
Ve Cem bey. Arkadaşımız biraz saldırgan. Bütün çocukları elden bir geçiriverdi:)

Ve parti bittikten sonra 50 tane balonu napcaz diye düşünürken Ege'nin eline bir tane toplu iğne verdim, patlat hepsini dedim. Bir hoşuna gitti. Hiç acımadan patlattı valla:)
Dördüncü doğumgünümüzü de güzel bir şekilde atlattık. Hem çocuklar hem biz gerçekten güzel vakit geçirdik. Bizimle birlikte olan arkadaşlarımıza çooook teşekkürler ve sevgiler.

15 Aralık 2010 Çarşamba

Ege ve babası hamsi tava yapıyor:)

Balıkları Ege mısır ununa buluyor, babası kızartıyor. Ege bu işi çok sevdi.



Yerim onun parmaklarını
Cumartesi sabahı Egeyle ben 11:30'a kadar uyuduk. Babamız bizden erken kalkmış, fırına gidip poğaça ve simitler almış, bize kahvaltı hazırlamış. Ege'ye çok güzel bir kahvaltı tabağı yapmış, Ege görünce çok hoşuna gitti. Buna rağmen neredeyse hiçbirşey yemedi:(


Pazar akşamı Ege ve babası yine iş başındaydı. Birlikte ceviz kırdılar.



9 Aralık 2010 Perşembe

Kucağımdan gitme sakın!

Benim annem güzel annem
Beni al kollarına
Kucağında okşa beni
Ninniler söyle bana

Benim oğlum güzel oğlum
Ben seni çok seviyorum
Kucağımdan gitme sakın
Benim canım oğluşum

Geçen akşam Ege kucağımdayken ilk paragrafla söylemeye başladığım ninni ikinci paragrafa dönüştü. Hiçbir sebep yokken ağlaya ağlaya ve Ege'ye sarıla sarıla, onu koklaya koklaya söylüyordum. Nedenini halâ bilmiyorum.