Lilypie Fifth Birthday tickers

Lilypie Fifth Birthday tickers

20 Mayıs 2009 Çarşamba

19 Mayısta Manisadayız

19 Mayıs tatilini de değerlendirip annemlerle birlikte Ödemiş ve Salihli'ye gittik. Hem anneannemi gördük, hem teyzemleri. Aslında Manisa'ya da geçmeyi istiyorduk ama üç gün için çok yorucu olacaktı. Bir dahaki sefere artık. Ödemiş'te Naci dayımlarda kaldık bir akşam. Anneannem Ege'yi çok uslu buldu, bir zararı yok diyor. Ege dayımları çok sevdi. Niyaz yengem Ege'ye " ayakları ne kadar tatlı, şu en küçük parmağını yesem mi?" dedi, ama ağlar diye de dokunmadı. Ege'nin aklında kalmış bu. Biz mutfaktayken geldi yengemi çağrıyor. Yengemle gittik peşinden. Ege sehpaya yaslanmış bekliyor, "hani ayaamı yicektin?". Yengem de masusçuktan yedi tabi:)) Dayımların uzun "L" şeklinde bir balkonu var. Ege bir kapıdan girip balkonda koşarak ötekinden çıkıyordu. Balkonun ortasında bir yer güneşten kızmış, Ege de oraya gitmiş ve ortada kalmış. Ayaklarının ucunda öylece bekliyor, birisi gelip onu kurtarsın diye. Neyseki arkasından sürekli dolandığımdan yetiştim kuzucuğumun imdadına:)))) Ama uzun bir süre gülmekten öldüm o haline.

Anneannem 94'üne gelmiş. Maaşallah, sağlıkla yaşasın inşallah.
Benim minik anneannem, Ege'nin atası oluyor:)




Teyzemler çocuklar için kum döktürmüşler avlunun bir tarafına, tabi Ege bayıldı. Koşup koşup düşermiş gibi yapıyor ve yerde yuvarlanıyordu. Açık hava, kum, köpekler, kedi, salıncak derken Ege çok eğlendi.
Köpeklere yaklaşımı çok ilginçti doğrusu. Köpeğin üzerine binmiş ve ittirmiş, köpek hareket edince de "bu çalışıyo" demiş:))) Köpeklere mama verdik beraber, "anne, ikimiz beraber verebiiimiyiz? Ne dersin, olur mu?" cümle aynen bu:) "r"leri bastıra bastıra söylüyor, kelimeleri yutmadan tek tek döküveriyor ağzından.
Kediyle de oynadı ve kedi de onunla, ama kedinin oyununu anlayamamış olacakki "beni ısırdı" diyerek terk etti kediyi. Canı yanmaya görsün, bir daha ellemez:)))
Sabahleyin kahvaltıdan sonra babam, ben ve Ege arabımızı yıkadık. Daha suyu görür görmez dibimizde bitti tosbağa "anne, ben de yapabiiimiyim?", yapamazsın deme ihtimalim yok aslında:) Küçük saplı bir fırça almıştım, Ege onunla yıkadı arabayı. İşimiz bittiğinde Ege'nin üzerinde ıslanmayan birşey kalmamıştı.
Bir akşam teyzemler, Arzu ablam, biz ve çocuklar gezdik biraz. Çocuklar Egeye hadi yarışalım dedi. Egenin tepkisine hepimiz gülmekten öldük. "Brrrum brrum, çitmek makkuin!" deyip başladı koşmaya:) Şimşek McQueen olmuş kuzum.
Son akşam Arzu ablamlara gittik, Ege de İlayda ve Ata ile oynadı biraz. Bu tatil Ege için full time oyunla geçti diyebilirim.






İlk yarasını da burada yaptı kuzum. Aşağı doğru hızlıca koşmuş (hiç yavaş koşmazki!), arkamı dönüp de bir baktım Egenin bir bacak bir tarafta, öbürü bir tarafta, bekliyor gidip onu alayım diye:) Kolunu sıyırmış biraz, biraz da dizini:)








Dede de indi torunun yanına.

"Dede al batalım"



Ayrılıyoruz artık...



Remzi Dedeyle dertleşiyoruz:)

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Antalya'da babayla güzel bir haftasonu geçirdik

Bu hafta işçi bayramı nedeniyle olan üç günlük tatili değerlendirip perşembe akşamından geldi babamız. Ege bir şımardı bir şımardı babasına. Ne yapacağını şaşırdı kuzum. Gece yatağa girdiğimizde verdiği tepki çok komikti doğrusu. Üçümüz yatıyorduk yatakta ve babasına dönüp "senin ne işin var burda?" demez mi. Çocuk haklı, her zaman Egeyle annesi yatıyor burda, babanın ne işi var? Soru mantıklı :)) Cuma günü de babaanneyi Uşağa gönderip Antalya'ya kaçtık. Kemer Göynük'te güzel bir otelde birkaç günü ailecek geçirdik. Ege birazcık da olsa babasıyla özlem giderdi. Hava biraz kapalıydı, denize veya açık havuza girmek mümkün olmadı, ama kapalı havuzdan nasibimizi aldık. Ege tam bir su kuşu olduğu için çıkarmak mümkün olmadı. Çocuk havuzundan sonra büyük havuzunda da yürüyebileceğini düşündü kuzucuğum, atlıyor suyun içine. Şimşek McQueen'li topu ve örümcek adamlı kovasını da almadan inmiyordu havuza, hatta akşam yemeğine inerken de tutturmaz mı onları da götürelim diye, zor vazgeçirdik. Yemekteki tercihi belli, "pilav yicem". O kadar şey arasında sadece pilav. Ve de olmazsa olmaz tatlı "punding yicem". Sabah kahvaltıda da puding diye tutturmaz mı, kafasını başka şeylerle dağıttık da unuttu. Oğluşum değişik şeylere pek açık değil malesef. Açık havada gezmek, çimlerde koşmak, kuşları kovalamak, fıskiyelerden kaçmak, denizi taşlamak, yüzmek derken geçirverdi iki gün. Döneceğimiz sabah babası banyodayken Ege uyandı, yanında babasını göremeyince "baba askere ditmiş" demez mi, gülmekten öldüm. Babasını havaalanına bırakıp Burdur'a geri döndük. Akşam babası aradığında "dittin mi askere?" diye sorunca ikimiz de koptuk gülmekten. Babamız askere döndü, rutin hayata devam.

26 Nisan 2009 Pazar

23 Nisanda İstanbuldaydık

23 Nisan tatilini değerlendirip Egeyle ikimiz İstanbula kaçtık. Ege'yi havaalanına sokmak tam bir kabustu. Havaalanına girmemizle çıkmamız bir oldu, alandaki tüm görevliler Ege'yi tanıdı. İçeri girmek istemiyormuş beyefendi. Check-in'i çocuklar için internetten yapmıyorlar, bu yüzden içeri girmeye de mecburduk. Sonunda görveliler halime acıdı, bavulumu alıp check-in'imizi yaptılar. Ege'yi uçak saatine kadar dışarda oyaladım, sonra tuvalete girme bahanesiyle içeri soktum, ona oyuncak aldım, onunla oyalanırken saat de geldi ve koşa koşa gitti uçağa. Bir sevinç bir sevinç. Görenler biraz önceki çocuk değil diyecek:) Uçakta gayet sakin, uslu çocuk pozlarındaydı bizimki. Ama durup dururken bir anda foşurt şeklinde bir kustu, üstü ve koltuk battı. Koltuktakileri temizledim, üzerine battaniye örttüm, Ege'nin üstünü değiştirdim ve sonunda ben bittim:) Hayatımda geçirdiğim en kötü yolculuktu. Uçaktan inince Özgüller karşıladı bizi. Arabada onlara olayı anlatıyor "bele azımdan tustum". Ne güldürdü bizi.

Özgül çok hoş bir oyuncak almış, Egeyle beraber hepimiz oynadık yani:)

İstanbul'un belki de en güzel şeylerinden biri vapurları. Ege, vapura bindiğinde aklına gelen soru "bu nası çalışıyo?" Özgül "Egecim bunun pili var" :))







Benim doktor randevum vardı. Dolayısıyla Ege'ye bakmak Özgül, annem ve babama düşüyordu:) Dördü Yıldız Parkı'nda güzel vakit geçirmişler.





Bu fotoğraf harika!








11 Nisan 2009 Cumartesi

Bahçedeyiz

Şenay Abla ve Aysun Abla her hafta Egeyle oynamak için bize geliyorlar. Ege her ikisini de çok seviyor. Hatta gelmedikleri zaman niye gelmiyorlar diye kızıyor. Biz de bu haftasonu Şenayların bahçesine gittik. Ege kazanmış olduğu özgürlüğün tadını çıkaracam derken (kibarca) gübreye battı:)) üstünü başını değiştirip inekleri beslemeye geçti, ilk başta korktuysa da alışması beş dakikayı geçmedi. Artık kendi başına gidip ot veriyor onlara. Şenayların 40 tane inekleri var, işleri çok zor çooook. Ege bahçeyi çok sevdi. Şenaylar bana dört karıklık yer verecekler, ben de ektiğim tohumlardan çıkan fideleri oraya götürüp ekeceğim. Bu yıl ilk defa tarımla uğraşma fırsatım oldu, bu beni çok mutlu ediyor, tabi Ege'yi de:)


Pembeli olan Aysun, siyahlı olan Şenay Abla...














Şenayla motorsiklete bindi güya, kıyamet koptu incem diye:)

2 Nisan 2009 Perşembe

Ege'nin huysuzlukları

Bu aralar bir huysuzluktur gidiyor. Benim üzerime fazla düşmeye başladı. "Anne yeme", "anne uyuma", tuvalete gitme, banyoya girme, hatta "anne oturma!". Yuh yani... Sürekli oyun oynamak istiyor, hiç aralıksız! Yemek yerken tabağımdakilere el koyuyor, "ben yicem" diyor ama yemiyor. Annesi kölesi durumunda bu aralar :)

Babası gelmişti haftasonu. Beraber Antalya'ya gittik, denizi taşladı yine beyzade. Parka gittik, alışveriş merkezine gittik, bir tane daha bisiklet aldı tosbağa. Evde koyacak yer kalmayacak yakında! Veee babasına da gösterdi huysuzluğunu. Gece yarısı tam yatacaz "dışarı didelim" diye tutturdu. Babası kucağına alıp pencereden dışarının karanlık olduğunu gösterdi, yarın gideriz diye kandırmaya çalıştıysa da olmadı. Gece gece aldım Ege beyi, indim aşağı. Sokakta in cin top oynuyor. Bizimki tuttu kolumdan "gezelim" diye, başladık yürümeye. Sonra arabaya bindirdim onu, müziği açmamla uyuması bir oldu:) İlla dediğini yapacak beyefendi!

Geçenlerde kek yapıyordum, keki kalıba dökerken kıyamet koptu, "pişirme" diye tutturdu. Çiğ çiğ yiyecekmiş. Ona biraz ayırıp fırına koydum. 5-10 dakika geçmişti ki niye pişiyorsun diye bir kıyamet daha koptu. Keki fırından çıkarttırdı, içinden biraz aldık ve geri koyduk. Aynı şeyi puding için de yaptı. "Pişirme" dedi yine. Pudingi toz haliyle bir tabağa koydurttu, bir kaç kaşık yedi sonra acı geldi tabi ve pişirmeye razı oldu:) Dün de krebi pişirme dedi. "Al, böyle ye o zaman" dedim. Önce bir kokladı, sonra güldü. Pişirdik tabi:) İşimiz iş...

Dün gece de gardolapla oynarken kapağını hızlıca bir itti, kapak sürgüden çıktı. Merdiveni getirip yerine taktım ama Ege bu sefer de merdivene çıkacam diye tutturdu. Düşeceksinden falan anlamıyor. Kafasına koyduğunu yapacak illaki. Bu sefer ben de iyice sinirlendim, merdiven falan yok deyip götürdüm odaya. Epey bir ağladı. Sonra kafasını dağıtarak çözdük problemi. Mum yaktım onları üfledi, kolyeleri çıkardım, kitap okudum derken uyuyakaldı:) Tam bir keçi!!!

Çocuk yetiştirmek için sabırlı olmak lazım, hem de çooooooooooooooook sabırlı. Ben ne kadar sabırlı biriyim bilmiyorum, sadece sabırlı olmak zorundayım onu biliyorum.

Bu çocuk büyüyünceye kadar ben de sinir minir kalmayacak galiba:) Çok zor gerçekten ya!