Erkekler babalarının bir kıyafetini, kızlar annelerinin bir kıyafetini/aksesuarını giymişlerdi. Erkekler baba, kızlar anne olmuşlardı. Ege de babasının kıravatını takmıştı.


Yerim senin o koca gösleriniiii
Ve ikinci şeker, tatlı mı tatlı:)

Ve üç şeker birarada, dünyanın en tatlıları
Anneanne torunlara doyamadı
Ege de ilgiyle izledi etrafındakileri...


Ege bu küçük hazineleri görünce "aaaa, para kumbarası" diyerek ortamdaki herkesi güldürdü:)
Şimdiki çocuklara oyuncak diye bunu versek bu da ne derler herhalde ama dönemin ta tunç çağı olduğunu düşününce iyi bile yapmışlar.
Aslında dönemin rengarenk taşlardan yapılmış kolyeleri çok güzeldi. Ben en çok onlara takıldım. Bugün de rahatlıkla takılabilecek kadar güzellerdi.

Her tarafta su olması en çok Egenin hoşuna gitti. "Winnie çubuyu" oynadı.
Ve dönüş yolu yokuş olduğu için, giderken koşa koşa inen Ege dönüşte sonunda çöktü yolun ortasına:)
Gezinin sonunda kiliseyi görmeye gittik. İçerde freskleri görmeyi bekliyordum açıkçası ve zamanında varmış da. Ama hristiyanlar freskleri söküp, kaynatıp sularını içmişler. Bunlardan medet ummuşlar, tıpkı bizim müslümanların da Allah'ın dışında bir sürü şeyden medet ummaları gibi. Allah'tan ümitlerimi kesiliyor noluyor anlamıyorum. Neyse. İçerisi karanlıktı, fazla birşey kalmamış olmasına rağmen orası hristiyanların haç yerlerinden birisiymiş ve hala ayinler yapılıyormuş.